Ortadoğu’nun stratejik haritası değişiyor. Yaklaşık son on beş yıl boyunca Suriye belirleyici oldu, ancak bugün yeni bir jeopolitik çağa giriliyor. Gazze’deki savaş, İran ile İsrail arasındaki askerî çatışmalar, Suriye’nin geleceği, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri, enerji ve kritik mineraller etrafındaki küresel rekabet gibi gelişmeler bölgeyi yeniden şekillendiriyor. Bu değişimde Irak, özellikle Irak Kürdistan Bölgesi, önemli bir ağırlık merkezi olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine yönelik politikası uzun süredir güvenlik eksenli şekillendi. Ancak stratejik çevre değiştiçe stratejilerin de değişmesi gerekir. Irak’ın kuzeyi artık yalnızca dağlar, sınır hatları ve askerî operasyonlardan ibaret değil. Zengin petrol ve doğal gaz kaynakları, genç ve girişimci nüfusu, gelişen özel sektörü, Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına açılabilme imkânı bölgeye yeni bir stratejik değer kazandırıyor.

Kalkınma Yolu Projesi, Basra Körfezi’ndeki Büyük Faw Limanı’nı Bağdat üzerinden Türkiye’ye bağlamayı hedefliyor. Bu proje, Irak’ın ekonomik yapısını çeşitlendirmesine ve ülkeyi Asya ile Avrupa arasında yeni bir ticaret, sanayi ve lojistik merkezi hâline getirmesine yardımcı olabilir. Türkiye açısından ise Avrupa ile Asya arasındaki en önemli bağlantı ağlarından birini oluşturabilir.

Irak Kürdistan Bölgesi bu yeni mimarinin tam ortasında bulunuyor. Bölgenin istikrarı artık yalnızca Irak’ın iç meselesi değildir. Erbil’deki yönetişim kalitesi, yatırım ortamı, kurumsal kapasite, siyasi öngörülebilirlik gibi unsurlar, Körfez’den Akdeniz’e uzanan ekonomik projelerin başarısını doğrudan etkiliyor.

PKK’nın silahlı faaliyetlerinin sona ermesi, güvenlik gündemi gerilerken siyaset, ekonomi ve yönetişimin daha fazla önem kazanacağı anlamına geliyor. Anayasal vatandaşlık, yerel yönetimlerin işleyişi, merkez-yerel dengesi, temel hak ve özgürlükler, ekonomik kalkınmanın paylaşımı, toplumsal bütünleşme gibi konular ön plana çıkacak.