Ebdulla Peşêw’un kalemi, yıllar geçse de acı ve kederle dolu bir yürekten beslenir. Kan ve hakikat, inanç ve umut, hep birlikte bir ağıtlar dizisi olarak karşımıza çıkar. Her akşam, günlük kaygılarımızı uğurlarken, Lüküsün ışığında toplanacak meclisimizde kendimizi bilemeyiz. Ağlayacak yarasalar, bakıp yüzümüze kararacak dağlar, divanlar gidip gelecek, soluk bir sesle koçberler yollara düşecek. Denkler kurulacak şafakla, Ermeniler yanımızda duracak Xançebek’te. İhsan Nuri Paşa, düşlerimden çıkmayacak. Bir dengbêj meclisi daha kurulacak yanı başımızda, el atılacak Derwêşê Evdî’ye, Evdalê Zeynikê’ye yeni bir nefesle.
Eski bir şehrin uzak dağ başlarında kıvranıyorum, Siz Mardin deyin, ben Varto diyeyim. Aynı acının bileşkesinde bir araya gelmeyecek miyiz sonunda? Gövdeniz kurşunlanırken yol ayrımlarında, kanımızda durmayacak mı o çok sakladığımız, gözümüz gibi baktığımız kırmızı güller? Hangi kelimelerden medet umacağımı bilemiyorum. Yıllar geçer üzerimden kara bulutlar misali. Ben Rewşen Bedîrxan gibi bakıp kalıyorum uzaklardan melül melül. Mahpushanemde bir gül, bir yetim. Uzun zaman yalnızlıkları, düşmez şair yakamdan.
Edûlê diyeceğim ve Erivan’ın yollarında kalacağım. Benden gidenler ne çokmuş meğer, haddi hesabı yokmuş. İçimde darağacına sürülmüş tarihi kadim, yurdum ve düşlerim. Belki yine gelirim, eskisi gibi olmasa da gülüşlerim. Bir çobanla gelirim, çocuk olurum, oyun oynarım. Belki yine masal olurum, akarım gözlerinde. “Ehmedo Ronî” derim içimden gizli gizli, dört mevsim beş vakit. Belki yine gelirim, bir gül olup doldururum bütün sokaklarını, bahçelerini; kuşatırım ufkunu. Belki yine gelirim, bir şair olur, şiirler dizerim yollarına.

Bu haber için yorumlar kapalı.